Cadı Avı

Cadı Avı 

Tarihin en karanlık dönemi olan M.S 500 ve 1.500 yıllarına kadar süren, yaklaşık 10 asır devam eden savaşların ve salgın hastalıkların milyonların ölümüne neden olduğu çağ “Orta Çağ” Bitmeyen haçlı seferleri, savaşlar, veba salgınları arasında insanlara cennet vaat eden bir umut ışığı “Kilise”…  Avrupa’da yükselen gücünü ve otoritesini her geçen yüzyıl daha da arttıran Kilise, Papaz ve Kardinallerden oluşan “Ruhban Sınıfı” öyle bir sınıf ki küçük şehir devletlerde, Kralları vaftiz eden, insanları dinden çıkaran (aforoz) ya da kutsal ilan eden (aziz), toplumsal adaleti kendi sağlayan, toplanan vergilerin çoğunu alan ve bütün gücünü Bilime, Sanata, Özgür iradeye karşı kullanan “Skolastik” düşüncenin özünü oluşturan bir sınıf. Kilise öyle pervasız ki bütün yeryüzünün ve insanlığın Tanrı adına gerçek sahibi. Bu karanlık çağı din adına daha da karartan kilise her geçen gün insanlık dışı uygulamalarını arttırır, aldığı bir kararla kocası ölen kadınları ve çocukları kendine köle olarak alır, tüm mal varlıklarına el koyar ve bu kadınları ister köle pazarında ya da kendi manastırlarına kapatarak köleleştirir. Bu insanlık dışı uygulama halkın vicdanında tepkiye yol açsa da kimse aforoz edilmeyi göze alamadığı için sesini çıkaramaz.

cadi carmiha germe

Yıllar geçtikçe eşlerini savaşlarda kaybeden kadınlar kiliseye köle olmamak amacıyla yerleşim yerlerinden koparak dağlara, ormanlara yerleşirler. Elinden kurtulan kadınları hemen aforoz eden kilise için bu kadınlar artık kayıp ruhlardır. Özgür ve bir o kadar da yalnız olan bu kadınlardan bir çoğu doğa ile giriştikleri hayatta kalma mücadelesine yenik düşerler. Bazıları ise kadının yeniden yaratma gücünü geliştirerek doğayı alt eder. Zamanla ormandan yiyecek ihtiyacını karşılayabilen, barınma ihtiyacını kulübe, mağara ya da dağ evi ile çözen bu kadınlar doğanın mucizelerini her geçen gün daha çok keşfederek hangi otların şifalı, hangi otların yenilebilir olduğunu öğrenirler. Hijyenden uzak virüs ve bakteri yuvası, alt yapısız şehirlerde yaşayan insanlardan uzak daha sağlıklı ve daha uzun yaşam sürerler.

 

Zamanla doğadan öğrendikleri bu deneyimleri diğer insanların tedavileri içinde kullanmaya başlarlar öyle ki hastanın kanını akıtarak ve dua okuyarak sözde tedavi eden kilise aklına karşı yöntemleri olağan üstüdür. Yaralara şifalı otlardan merhemler sürer, ateşi yüksek olana ateş düşürücü sular içiren bu kadınlar artık halkın gözünde birer şifacıdır ve mucizeleri vardır. Alternatif tıbbında kurucusu olan şifacı kadınlar doğumdan, kürtaja kadar her işlemi yaparak şöhretlerine şöhret katarlar, efsaneleri bire bin katılarak krallıklarda yayılır tabi ki kilisede artık şifacı kadınlardan haberdardır. Her geçen gün otoritesi sarsılan kilise için artık bu şifacı kadınlar büyük tehdittir. İnsanların üzerindeki baskıyı arttırırlar, şifacıların Tanrının evinden kovulmuş insanları kandıran büyücü olduklarını söylerler. Yakalanıp öldürülmeleri için emirler verir, başlarına ödüller koyarlar. Yağma ve istila ile hayatlarını sürdüren eski askerler ve çeteler artık birer cadı avcıları olarak ormanlara ve dağlara çıkarak cadı avını başlatırlar. Halkın nazarında şifacı olan bu kadınlara karşı kin ve öfke her geçen gün daha da büyür.

cadi yakma

Geç orta çağ döneminde 1.400 ve 1.700 ‘lü yılların ortalarına kadar süren Cadı avcılığı nedeni ile yaklaşık yüz bine yakın kadın cadı oldukları gerekçesi ile (değilse bile iftirayla) linç ve canice meydanlarda yakılmaya maruz kalır. Ta ki Rönesans Reforma kadar bu vahşilik devam eder. Protestanlığın kurucusu Martin Luther King ’in Cennetten yer satan kiliseden Cehennemi satın almasıyla “Skolastik düşünce” son bulur. Bu karanlık orta çağın en büyük günahı da tarihin meçhul sayfalarında yerini alır.

Ne diyelim “yaşasın cadılık…

Murad-ı Kelam…

Cevap Ver