Emeğin Ve Emekçinin Babası (Kral) Karl Marx Kimdir?

Emeğin Ve Emekçinin Babası (Kral) Karl Marx Kimdir?

Tarihsel Materyalizmin kurucusu, yazdığı “Das Kapital” kitabı ile kapitalizmi anlatıp , Dünyayı etkileyen devrimlerin fikir babası, emeği, sömürüyü, sınıf sorununu en iyi anlatan , 133 yıl önce ölse de teorileriyle günümüz vahşi kapitalistlerin uykularını kaçıran, yoksulluk ve sefalet içinde kapitalsiz hayata veda eden “kapitalizm” yazarı Kral Marx yani Karl Marx kimdir?

Emeğin Ve Emekçinin Babası (Kral) Karl Marx Kimdir?

friedrich engels

Friedrich Engels

Yahudi bir Alman olarak dünyaya gelen Karl Marx, Prusya hükümeti ‘nin Yahudileri avukat yapmama politikası ile Protestanlığı seçen Avukat Babasının isteğiyle Protestan olarak vaftiz edilir. Bonn Üniversitesinde Hukuk, Berlin de Felsefe ve Tarih öğrenimi gördü.Öğrenci hayatını doyasıya yaşadı, meyhanelerde fikirsel kavgalara katıldı. 1840 ’larda fikirlerin ve devrimcilerin uğrak yeri olan Paris ’e gider ve ömrünün sonuna kadar dost kalacağı gündüz fabrikatör ,gecede sıkı bir sosyalist olan Friedrich Engels ile tanışır. Sanayi devriminin hızla büyüdüğü, fabrikalarda sağlıksız ,uzun çalışma saatleri ve ağır şartlarda çalışan işçilerin durumunu Engels sayesinde öğrenir. Engels ile birlikte işçi lokallerini gezer, fikirlerini anlatır. Emeği, emekçiyi ve sömürüyü yakından takip eder. Toplumsal hayatın ekonomiden, üretimden geçtiği yaklaşımı olan “Tarihsel Materyalizm Kuramını ” geliştirir.

Ona göre; toplumsal, kültürel, siyasi gelişmeler üretimden yani ekonomiden bağımsız değildir. Odak noktası “Sınıf Mücadelesi” teorisidir. Üretim araçlarına ve sermayeye sahip olma sınıfsal farklılaşmanın temelini oluşturur. Tarih ,sınıflar arasındaki çatışmaların tarihidir. Üretim araçlarının sahibi olan sermaye insanı makine gibi görmekte daha çok üretmeye daha çok kazanmaya zorlamaktadır. Sermaye ve emek arasında eşitsiz, emekçinin sömürüsü üstüne kurulu bir düzen olan kapitalizm kendini sürekli yenileyen bir canavardır.

Kapitalizmin çalışma prensiplerinin kuramcısı olan Taylor ’a göre insan makineden farksız ,vasat,insiyatifi olmayan adeta makinenin bir parçası gibi hareket eden bir üretim aracıdır. Karl Marx felsefesi bu anlayışa karşı çıkar,”üretim araçlarının gerçek sahipleri üreten işçilerdir” der. Dini, kapitalist sistemin motorlarından biri olarak ifade eder.

Sanayi Devrimi öncesi çalışmanın aşağılık köleler tarafından yapılan işler olduğu düşüncesi hakimken. Sanayi Devrimi ile başta Protestanlık olmak üzere bir çok mezhep ve din, çalışmanın “erdem”, Tanrıya ulaşma yolu olarak nitelemişler ve halkı da buna ikna etmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Keza o yıllarda ilk kez A.B.D ‘de bant sistemi ile seri üretime geçen Henry Ford ’un şu sözü de buna örnek verilebilir. Bir mülakatında T modeli Fordların üretim kapasitesini nasıl arttırdığınız sorusuna ,”İşçilere harcayacağım paradan daha düşük bir bedeli din adamlarına harcıyorum.” demiştir. Karl Marks ’ın ünlü “Din bir afyondur! “, sözü de buradan gelir.

Das Kapital

Das Kapital

1849’da Paris ’ten Londra ’ya taşınır. Ömrünün geri kalanını çeşitli düzeylerde gidip gelen ağır yoksulluk içinde yaşayacaktır. Arkadaşı Engels ile kapitalizmin tarihini anlatan Das Kapital ’i 1840’ ların sonlarına doğru taşarlar. İlk cildi bir hayli gecikmeyle 1867 ‘de tamamlanır. En büyük elem kaynağı sağlığıdır. Karaciğer sorunu, romatizma, zona, ülser, uykusuzluk, gırtlak iltihabı ve en önemlisi de sırtındaki kocaman çıbanlardan muzdariptir. Çektiği ağrılar nedeniyle Karl Marx Das Kapital’ in büyük bölümünü ayakta yazmak zorunda kalmıştır.

Tarih kurgusu savaşlar, fetihler ve sonuçları üzerine olan bizim gibi ülkelerin aksine Marks tarihsel gelişimlerin ekonomi biliminin verilerine göre yorumlanması gerektiğini anlatmıştır. Ekonomik gelişmeler ve dönemin şartları gözetilmeden tarihi olayları yorumlamak yarım, vasat ve yanlıştır. Kimilerine göre “Ulu Hakan” kimilerine göre “Kızıl Sultan” lakaplarıyla anılan 2.Abdülhamit ’in Osmanlıyı 30 yıl ayakta tuttuğu söylenir.

Oysa mesele çok farklıdır. O yıllarda “Hasta Adam” diye nitelenen Osmanlı ekonomik iflasını o yıllarda vermiş. Önce Mısır, Girit, Tunus, Sudan, Teselya, Niş, Habeşistan ,Kıbrıs, Romanya, Karadağ ,Bulgaristan, Bosna Hersek… gibi bir çok toprak kaybedilmiştir. 10 Kasım 1879 ’da imzalanan “Rüsumu Sitte” sözleşmesi 10 yıllık süreyle devletin temel sanayi ham maddesi olan; tuz, ispirto, tütün, alkol, bazı bölgelerde balıkçılık ve ipek böcekçiliği İngiliz -Fransız şirketlere devredilmiştir. İç Pazar, İngiliz ve Fransızlara vergisiz, gümrüksüz olarak uygulanmış orta ve küçük çaptaki esnaflar,imalatlar batmış.

Ödenmeyen borçlar nedeniyle Düyun-u Umumiye kurulmuştur. Kısaca o sıralarda fiili olmasa da ekonomik olarak Osmanlı zaten çökmüştür. Abdülhamit yıllarında ve daha sonra İttihat ve Terakki yönetiminde uygulanmaya çalışılan Osmanlıcılık Balkanlar ile İslamcılık Arap isyanları ile çökerken Karl Marks ,Osmanlı ’nın seküler/laik bir reformla kurtulacağını, Ulus devletçi politikalarla kendi ekonomilerini kurmaları gerektiğini yazmış.

Dış borçlanmanın sömürüye götüreceğini ,1838 ’de İngiltere ile yapılan Ticaret anlaşmasının yanlış olduğunu belirtmiştir. Peki Londra ‘da “Doğu Sorunları” başlığıyla Osmanlı ile ilgili yazılar yazan Karl Marks’ ı, Sultan Abdülhamit ya da Avrupa sevici Jön Türkler okumuşmudur. Bırakın okumayı haberleri bile olmamıştır. Karl Marx hayatının 34 yılını British Museum’un okuma salonunda geçirmiştir. Karl Marx eserleri, toplu yazıları yüzü aşkın kitabı dolduracak kadar da çalışkandır. Yoksulluğunun son yıllarında ailesinin karnını doyurmak için elbiselerini ve evdeki mobilyalarını sürekli rehine vermek durumunda kaldı. Sadece üçü büyüyüp yetişkinlik çağına varan altı çocuğunu çok sever. Çocukları sırtına biner, saçını çekiştirir,yatma vakti onlara en sevdiği romanları Don Kişot’ u okurdu.

Karl Marks kimdir

1883 yılı 14 Mart günü yokluk ve sefalet içinde beş parasız yaşayan en büyük düşünür düşünemez oldu. Küçük bir toplulukla defin edilirken Engels “Onun ismi ve aynı şekilde eserleri çağlar boyu yaşayacak “ demiştir. Basit anlatımıyla günde beş ayakkabı üreten işçinin, iki ayakkabı emeğinin karşılığı, iki ayakkabı ücreti sermaye sahibinin, bir ayakkabı ücretinin de işçinin sosyal hakkı (emeklilik) olduğunu yüzyıldan daha uzun bir süre önce ifade eden kuramlarıyla, günümüz emekçilerinin özlük haklarının, tazminat, sağlık sigortası ,emeklilik… vb gibi kazanımlarının fikir babası olması adına da emekçilerin babasıdır.

Çıbanlarıyla, çok sevdiği birasıyla insan Marks ,bir devrime asla öncülük yapmamış bir devrimci, kapitalsiz kapitalizm yazarı,kendi maddi durumuna hiç çeki düzen verememiş bir sermaye tarihçisi olarak göçüp gitmiştir. Günümüz vahşi kapitalizmi, aç gözlü şirketlerin küreselleşme yalanı, kültürel yozlaşma, amaçsız tüketim çılgınlığı, sağlıksız sağlık sistemleri, insanı meta olarak harcamaktan çekinmeyen siyasal sistemlerini düşününce Karl Marks ’ın haklılığı her geçen gün daha sert yüzümüze vurmaktadır.Kimse kendisini Marksist olarak ifade etmese bile “Karl Marx” aslında kapitalizm kadar bütün benliğimizde var…

Sınıf bilincinden yoksun, sistemin acımasız çarklarında sıkışan, haksızlığa uğradığını düşünen tüm emekçilerin kulağına Karl Marx şunu fısıldar;”Bütün emekçiler birleşiniz, güç sizsiniz!!!…

 

Murad-ı Kelam…

3 Yorumlar

  1. Zuhal 6 Aralık 2016
  2. Korhan 6 Aralık 2016
  3. Sezgin 6 Aralık 2016

Cevap Ver